Kendine İnanmak İçin Putlara İhtiyacın Yok İnsanoğlu!!

Selam herkese..

Son zamanlarda malum pandemi , işsizlik derken kitaplara, filmlere, dizilere daha bir sardık hepimiz sanırım. Bende bu furyanın bayrak taşıyanlarından biriyim. Kabul ediyorum. Boş boş oturup tavan seyretmişliğim de var, çılgınlar gibi temizlik yapmışlığım da hatta kendimi bir ara fırıncı gibi hissetmişliğim de var. Hepimizin bu son 6 ayda yaşadığı gibi.

Şimdilerde de malum işsizlikten ve sıcak havalardan (maskeyle yürünmüyor bu sıcah daaa) elbette tedbiri de elden bırakmayalım endişesi de hala aklımda gönüllü-zorunlu karantina durumu bizim evde varlığını göstermeye devam ediyor. Ama yalan yok ekmek yapmayı bıraktım 😉 2019da 19 kilo verip 2020 ilk yarısında 6 kilo geri aldım etkisi belirleyici bir sebep oldu fırıncılık kariyerimi bitirmemde. Oysa daha 15 kilo vardı verilmesi gereken. Durum güncellemesi yapıyorum oldu 21 kilo ;( Neyse şimdi sıkmayayım o tatlı canımı bu tatsız konuyla 😉

Size daha başka bir şeyden bahsetmek için başladığım satırlarım yine kendi sızlanmalarıma döndü. Kusuruma bakmayın lütfen. Ama fark ettim ki ben buraya ne zaman yazı yazmak istesem hep bir şikayet ediyorum size kendimi. Sayfam ağlama duvarına döndü resmen. Yine aynı şeyi yapıyorum. Neyse ya konu aslında şu..

Ben tam bir bilim kurgu ve tarih bağımlısıyım aslında. Kitapta, filmde, dizide, dergide falan derken ilgimi ezelden evvele bunlar çekerdi. Tabi beni bu konuda tatmin edecek oldukça fazla kaynak da mevcut. Ama ben fark ettim ki son 2 yıl içinde ne izlesem 2020 ön izlemesi yapmışım gibi. Geçen günkü yazımda da bahsetmiştim. Sanki 2020 ocak ayında tüm dünya için bir düğmeye basılmış gibi teknolojik gelişmeler, virüsler, kadim tarih bilgileri falan derken her şey görünür ve hızlanır hale geldi. Yani aslında bugün geçmişe bakıp bak burada söylemişler, al işte adam 2000 de anlatmış bunları, vay 1884 de yapılmış bugünün toplantısı falan diye bilgi akıyor hepimize. Yarındı bugündü dündü derken bize öğretilen dünya ve evren geçmişi güncelleme alıyor resmen hatta güncelleme doğru kelime değil aslında, reset atıyorlar belleğimize resmen. Biri diyor şu yalanı aslında öle değil, biri diyor bu yalandı yani internete girdiğinizde ya da ufaktan tv kanalları da yapıyor aynısı kendinizi ebeveynleri tarafından yemek yesin diye car car bağıran bi o kadar da hareketli renkli videolar izlettirilen bebekler gibi hissediyorsunuz. Hipnoz oluyorsunuz ama hafiften de korkmaya başlıyorsunuz tüm bu bilinmezlerden. Yani Allah aşkına dün tüm bunlara doğru derken bugün hepsine yalan diyorsunuz. Peki bugün doğru dediklerinize yarın yalan demeyeceğinize nasıl güvensin insanoğlu???

Velhasıl izlediğim son 3 diziden bahsedeyim sizlere ki izleyin muhakkak(Benim meşrebime uymaz falan demeyin, mevzu başka) Gerçi bu tarz dizilere uzun bir liste yaparım aslında ama son 3 diyelim şimdilik. İlki The Feed. 2019da gösterime giren ingiliz yapımı 1.sezonu 10 bölümlük bir bilim kurgu-gerilim-dram dizisi. Tamda Elon Mask’ın Neuralink domuz şovunu izlemişken üstüne hemen ertesi gün denk geldiğim (işte tevafuk buna denir) bir dizi. Tam olarak ne olduğunu, olabileceğini bize özet geçmiş diyebilirim. Spoiler vermeden demek istediğim, dizi bir çip vasıtası ile insandan insana ve insandan eşyaya bilinç aktarımı yapılmasını tabi ki dramatize ederek ve şahane yönlerini gözümüze sokarak, kötü olabilecek durumları da çaresizce kabullenmemizi sağlayacak kadar normalleştirerek bize bir tema anlatıyor. Yani asıl spoilerın kralını 2017 de başladığını iddia eden Neuralink projesinin kurucusu Elon Mask vermiş. Hem de demiş ki o Neuralink tanıtım toplantısında – hani şu domuzlarla şov yaptığı toplantı var ya gecenin bir yarısı izlediğimiz heh o işte, hani gençleri ve projede çalışan mühendis, doktor, biyolog , sinir bilimci falan falan kim varsa etrafına toplayıp haydi hayal edin ve bu çip size bunu mümkün kılsın falan diye konuştukları o toplantı aynen aynen o işte- önceliğimiz felçli insanları iyileştirmek ve devamında aklımız bu kadar sınırsızken onu bedenimizi yorup kelimelere ve bilgisayarlarda sayılara indirgemek için fazla vakit harcıyoruz gelin kaldıralım bu teferruatı aradan ve bilgisayar biz olalım dedi .Etrafındakiler bu ulvi ve şahane fikrin hayranı ve hatta müridi olarak heyecanlandı, umutlandı falan hayallerini, başarabilinecek nice iyi işten falan bahsettiler arkasından. Üstüne bu diziyi izleyince dedim ki demek ki ortam yıllar içinde kıvama gelmiş. Biz insanoğlu artık bu durumu hazmedebilir, kabul edebilir bir bilince ulaştırıldık ve artık az biraz korkup sonra mecbur kalıp , sonra bize vaadettiği konforu ihtiyaç sayıp , aman canım her şeyde var o kadar risk deyip bizden alacakları tüm kontrolü ellerine gönüllü teslim etmekte sakınca görmeyeceğimiz zamanlar geldi belli ki. Belli ki denenmiş ve işlemiş bu sistem. Belli ki bu teknoloji ile yüzlerce belki de binlerce insan var zaten aramızda artık milyonlara yayılmaya hazır bu iş. Adam satış reklamını yaptı işte. Önce bilgisayarlara, sonra akıllı telefonlara , kredi kartlarına nasıl tedirgin yaklaştığımızı bir düşünün. Şimdi nasıl vazgeçilmezler hayatımızda. Elimiz kolumuz kadar ihtiyaç duyduğumuz bu teknolojiler son 20 yılda nasıl hızla gelişti? Ve artık yetmez daha çok daha gelişmişini istiyoruz diye deliren biz değil miyiz? Zaten kontrolü eline en başta verdik yapay zekanın sağladığı konfordan vazgeçemez halde değil miyiz?!!

Ben tüm bunları düşünürken arkasından ”Don’t Look Deeper” dizine denk geldim yine… Bu dizide 2020 Amerika yapımı 14 bölümlük ortalama 10’ar dakikalık bir bilimkurgu-dram dizisi. Adı Aisha olan bir genç kızın başına gelenler.. Yani Ayşe denen bu güzel liseli arkadaşın bir gün insanlığından şüphe etmesiyle başlayan bir hikaye.. Spoiler vermeyeyim ama burada da konu transhümanizm desem ve haberimiz bile olmadan ya etrafımızda böyleleri varsa?

Yani Biohackers’ı izlemeyeniniz kalmamıştır (2020 Alman yapımı bir dizi). İnsanoğlunu en mükemmel hale getirmek ve ömrüne ömür katmak için didinen bu dahi ve aynı zamanda ulvi amaçlı beyinlerin bunu sadece farelerde veya maymunlarda deneyerek mi elde edecekler mükemmel insan genetiğini. Farkında olarak ya da olmayarak biyolojik saldırılara yıllardır maruz kalıp, bilinçli arızlar çıkarıp bilinçli tedavilerle gelenler bugünün pandemisini de bir ölüm kalım savaşıymış gibi pompalamış olmasın bize? Bize sunulan hastalıkların şifasından yola çıkıp bir ters matematik uygulanıyor olması daha muhtemel değil mi?

Gelişmeler bize önce ütopya simdi gerçeklik vaadediyorken sonrasının distopyaya dönüşmesine ne engel olabilir? Çok Tanrılı Mitolojilere gerçek saymaya geri dönüş gibi değil mi dünyanın hali? Tanrılar-Üstakıl ve biz faniler-köleler ne zaman sınırsız bir gücün kendi aklımızda ve vicdanımızda zaten yardılışımızdan beri var olduğunu anlayabileceğiz acaba?

O çağ ne zaman gelecek ve insan, eliyle yaptığı tüm putları tekrar yerle bir edecek?

Hep görüşmek üzere…Şimdilik Hoşça’Kalın…


Kendine İnanmak İçin Putlara İhtiyacın Yok İnsanoğlu!!” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s